Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

5 tane "bize neler ettin zaman" etiketli yazı bulundu "bize neler ettin zaman" tagli diger ogeler resimler , videolar

hay Allah saat bir olmuş yine!

bizenelerettinzaman_CLOCK
 

saat on iki!
on iki yaş.. ilk gözyaşı.. ağlamak için geç kalmışsın bir hayli.. bu vakitten sonra ağlayarak yaptıramazsın, hiç bir isteğini. daha bebekken başlamalıydın ağlamaya. hem neden güldün ki sanki? çok mu güzeldi hayat?

saat onbir!
on bir oluyor toplayınca, iki elimdeki parmakları.. öyle bakarsan yanlış sayarsın. benim baktığım yerden bakacaksın. bak, şu var ya hani.. işte şu, görmüyor musun? işte onbirinci parmak şu. varlığının tek nedeni ne biliyor musun? bilmiyorsun.. varlığının yegane nedeni; " hatırlatmak" , unuttuklarımı..

saat on!
on dakika ver sadece bana.. on dakika dönsem geçmişe yetecek.. hepsini telafi edecem hatalarımın.. on dakika kafi. veremez misin bana geçmişten on dakika? oysa müsade etsen, değiştiridim on dakikada tüm kötü yaşanmışlıkları..

saat dokuz!
dokuz doğurdum seni beklerken.. neden bu kadar geç kaldın ki? neden gelemeyeceğin vakitler için söz veriyorsun ki? bilirim sen hep "gelirim" dersin ve  bilirim sen  hep "gecikirsin".

saat sekiz!
sekiz kez üst üste dinledim, şarkının aynı yerini.. hala manasız.. bir yandan anlamıyor olduğuma kızıyorum, diğer yandan sana sövüyorum;  başka şarkı mı yoktu?

saat yedi!
yedi gün diye kim uydurmuş? bir hafta yedi günden  çok daha uzun. pazartesinden pazartesine bir ömür geçti.. zaman neden hiç sabırsızlık yapmaz ki? bekleyiş beni yoruyor. zaman, söylesene ; sen hiç yorulmaz mısın?

saat altı!
altı üstü bir kum tanesi.. ne kadar önemli olabilir ki? ama onunla birlikte kumsalı veriyorlarsa değerli.. yok yok altı üstü bir kumsal, ne kadar değerli olabilir ki? ama onunla birlikte denizi veriyorlarsa çok güzel.. yoksa bu da mı güzel değil?

saat beş!
beş kere beş; eşittir yirmi dört.. eksik var.. nereye gitmiş olabilir ki? ve kim eksik? düşünmek lazım.. yada düşünmemek.. gittiyse vardır bir bildiği elbet. ya dönerse? o zaman beş kere beş ne eder? yirmi beş mi? yok yok olmaz herhalde..

saat dört!
dört duvar arasında..üstelik birde  duvarlar sarı.. kim boyamış bunları sarıya? yeter ya, gelmeyin üzerime.. ilk iş değiştirecem sizin renginizi.. hepinizi siyah yapıcam.. siyah iyi mi peki? boşver düşünme fazla, siyah saklar seni..

saat üç!
üç şans verdim sana, daha ne yapayım? kapımı çalıp çalıp kaçtın her seferinde.. oysa ben  misafir etmeye hazırdım seni.. yeter canım artık! hem, daha başka oyun kalmadı.. üç kafi..

saat iki!
ikimizde sevmiyoruz.. bilmen lazım bunu; sevgisizliğin karşılıklı.. daha ne söyleyeyim? ve daha ne kadar söyleyeyim? ne sanıyorsun sen; yalan söylemek kolay mı? aynanın  önünde yapıyorum belki ama karşındayken kolay mı?

saat bir!
bir başımayım.. erik ağacı uzatmıyor dallarını, penceremden içeri.. sokak lambası sonunda kesti sesini.. sen ne zaman gitmiştin ki? unutmuşum.. hay Allah yanlızım!

&&&

zaman; yine şaşırdın, ters yöne aktın.. yoksa bilerek mi yaptın? ah tabi ya bilerek yaptın bunu.. zaten senin işin gücün beni  "yanlız komak"

evvel zaman içinde kalbur da zaman içinde..

evvel zaman içinde, kalbur da zaman içinde..

zamanı yaymak gerek;
3 dakkanın içine sıkıştırmadan, gönlünce yaşamak, saatlerle raks etmek gerek.. kendini şu olacak yada bu olacak diye germeden, bişileri beklemeden -yada belki de bişileri hemen olsun diye beklemeden-  planlara programlara takılmadan yaşamak gerek.. zamanı sıkıştırmamak gerek..

zamanı kendi başına bırakmamak gerek; nereye gideceğini bilmiyorsa kaybolur zaman. neyi soracagını bilmiyorsa savrulur zaman. elini bırakmadan, zamanı "zaman"ın içine koyvermeden, dakikalarla dans etmek gerek..
zamanı hoyrat vakitlerin eline bırakmamak gerek..

zamanı iki ilerde bir geri de yaşamak gerek; zamanın çocuklarını birbirinden ayırmamak gerek. dünü "yarın" sız, yarını da "dün" süz bırakmadan, parmak uçlarından çıkan sihirleri "bugün" de mandallayarak yaşamak gerek.. onları uyanık tutacak şarkılarla beslemek gerek..

zamanı  "sıfır" dan  "sıfır" a taşıyarak , kalp atışlarımızı severek yaşamak gerek..

durma sakın, durma bir daha!

- dur!  diyorum. önce inat ediyor ama sonra söz dinliyor zaman.

küçük bir kız ağlıyor, kanlar içinde yatan babasının cesedinin yanı başında. etrafa boş kovanlar saçılmış. her yer yangın yerine dönmüş. duman, kan ve yanık kokusu yükseliyor yerden. kulaklarda az önce düşen bombanın acı sesin yankısı var hala. küçük kız hiçbirine aldırış etmiyor, birkez olsun etrafına bakmıyor. minik ellerini, yaşlarla dolan suratına kapamış ağlıyor. sadece babasının hayatta olmasını ve yattığı yerden kalkıp sarılmasını ona düşlüyor..
.
.
 - dur! diyorum ve duruyor

bir simitci bir eliyle  ter içinde kalan alnını siliyor ve diğer eliyle de yarıladığı su şişesini ağzına götürüyor. ortalık sıcak, hani cayır cayır derler ya işte öyle.. insanlar bunalmış sıcaktan. pek çoğu tatilde şimdi; havuz başlarında deniz kenarlarında sere serpe yatıyor. umrunda bile degil simitcinin, bir kez aklına getirmiyor bile. suyundan bir yudum daha alıyor ve " simitci" diye bagırmaya başlıyor yeniden.. sadece zabıta gelmeden simitlerinin hepsini satabilmeyi ve aksama  eli boş  eve dönmemeyi düşlüyor..
.
.

 sonra birkez daha

- dur! diyorum ve yine duruyor zaman.

yaşlı bir amcam ellerini göğsünün üzerine sıkıca bastıryor. uzayıp giden bir kuyruğun biraz sonlarında kalmış, duruyor öylece. hava soğuk, kuru bir ayaz var. kuyrukta uğultular yükseliyor. konuşulanların hiçbiri umrunda olmuyor amcamın. sadece parasını almayı ve bunca yıldır bitiremediği borçlarının birazını kapatabilmeyi düşlüyor.
.
.
.
.

bilmem ne kadar cok zaman akıyor. bu kez sen;
- dur! diyorsun zamana.. hep söz dinliyor zaman.

göz göze kalıyoruz bir süre ve senin düşlerini görüyorum gözlerinde. "aşk" istiyorsun, benden. sessizce ve masumca ilişiyorsun yanıma, kelimelerin  büyülü adeta..
ama neden sonra " bencil" ce geliyor bana. anlatmaya çalışıyorum sana;

- kaç kez durdurdum ben zamanı, ve nelerle karşılaştım her durdurduğumda bir bilsen, ah bir bilsen..

diyorum ama kızdırıyorum seni. gözlerinde "kızgınla karışık aşk" la çekip gidiyorsun

ve zamana diyorum ki;
- durma sakın durma bir daha!

&&&

yapabilsek, gerçekten durdurabilsek zamanı; göreceğimiz kareler belki de bunlardan hiç farklı olmayacak. her karede "acı" var. kiminde  belirgin, kiminde silik; ama  hep "acı" var..

peki hiç bir iyileştirme yapılamaz mı "acı" yı hafifletmek adına? yok mu bir çaresi?

sen "dün" olmadıkca ben birşey kaybetmem..

eyhayatt_time yine seni tanımaya çalışıyorum, kimsin sen?

dün akşam gözüme satranç tahtası gibi gözüktün. üzerinde defalarca oyun oynanır; birileri kazanır, birileri kaybeder hani..  kimileri senin taşların olur; piyondan şaha kadar.. kimileri vardır uzağından yakınından geçmez. nedendir bilmem bir satranç tahtası gibi gözüktün gözüme işte. sonra sendeki yerimi aradım bir süre.. "kazanan mıyım yoksa kaybeden mi?" diye başladım düşünmeye. ve "ne çok kazandım, ne çok kaybettim" dedim kendime. hüküm veremedim vaz geçtim..

gece aklıma saray olabileceğin takıldı.. padişahları, köleleri; sultanları cellatları vardır hani.. kimileri sofralarında en güzel ağırlanır, kimileri mutfağın artıklarından bile nasiplenemez.. nedendir bilmem saray olabileceğin takıldı aklıma, işte. sonra yine "ben sarayın neresindeyim? içinde mi, yoksa dışında mı?" diye daldım düşüncelere. ama içi küçük, dışı dar  dar geldi.. karar veremedim, vazgectim..

sabaha karşı umman sandım seni.. balıkları, mercanları; mavisi, yeşili vardır hani.. kimileri küçüktür, kaçar.. kimileri büyüktür yakalanır. bazen yelkenlileri taşır, bazen canı istemez devirir. nedendir bilmem umman sandım seni, işte. sonra kendimin olduğu yere bakındım birkez daha.. "ne suyunda nefes alabildim, ne de dışarı çıkıp barınabildim. ne büyüktüm, ne de küçük" dedim kendime.. olmadı yine hüküm veremedim, yine birşey olamadım, vazgeçtim..

öğlene doğru bir kase çorba oldun gözümde.. şehriyesi, havucu; sıcağı, soğuğu vardır hani.. kimileri lüks restaurantların özel masalarında içer, kimileri yer sofralarında göremez. kimileri senin tuzundur, kimileri tadını bozar.. nedendir bilmem bir kase çorba oldun gözümde.. sormaktan alamadım kendimi; "ben nesiyim çorbanın?" diye.. nane olmayacak kadar siyah, biber olmayacak kadar beyazdım. anlayacağın yine kararsız kaldım, vazgectim..

derken akşam olmuş.. demin şubat ayıymışsın gibi geldi.. ama onda da bir yer yoktu bana.. yine vazgetim..

şimdi yarını bekliyorum.. yarın kim olacaksın bakalım?
kim olursan ol, istersen gerçek adını takın; "hayat ol" yine.. yarın kim olursan ol, ama sakın "dün" olma!

&&&

 hayat binbir surat.. öyle çok yüzü var ki;  her dakika başka bir ifadesiyle tanışıyoruz. üzerindeki rolümüz bazen "var" , bazen "yok". bazen bağrına basıyor, bazen görmezden geliyor bizi..
"neyi neden yapıyor?" herkes gibi bilmiyorum, bende.. ama bildiğim birşey varsa; hayat "dün" olmadıkça güzel.. ve o "dün" olmadıkça ben birşey kaybetmem..

zaman kime ne ettin?